Henüz

200px-Guaman_Poma_-_Ataw_Wallpa

Şairler aç yazarken şiirlerini
terk ettim Boyunasayres limanını
gönlümün damından bir fayton kopuverdi
bu sefer yolculuk uzundu
dört nala koşuyordu beygirler sıfır noktasına
o dönemler
kanın henüz keşfedilmediği dönemler
Francisco Pizarro henüz ayak basmamışken yeryüzüne
blueberry hill’deydi sıfır noktası
yüreğimin eksen eğikliğini var sayarsak
doğru yoldaydık

o dönemler sıfır noktası beynimin içindeydi
yaşlı bir Kızılderili;
ve emekli,
soykırım yapıyordu beynime
delirmek üzereyken kaydı beynimin ekseni de
Francisco Pizarro hala kandırmamıştı İnkalar’ı
ve hala mutluydu yeryüzü ve Amerika kıtası
barış çubuklarının dumanı tütüyordu hala
o zamanlar seviyordum seni
seni ve insanlığını
o zamanlar sevilmeye değerdi çünkü kainat
o zamanlar keşfedilmemişti kan
35 kişiydi alyuvarlarım
ve gözlerin binlerce kişi
henüz Amerika kıtasına ayak basmamıştı İspanyollar
henüz keşfedilmemişti blueberry hill
ama binlerce kişiydi gözlerin
ayak basmadık yer bırakmadılar yurdumda
ellerinde ışın kılıçları, boncuklu tabancalar
aydınlatarak ve yakarak saldırdılar;
ruhum delindi

hala buzul kaplıydı bering boğazı
ve sen hala özgürlük adına nağmeler okuyordun
boğazıma buzulları diziyordun
ama kalbin sürekli bir çöldü
bir deveydim kalbinde gezen
geze geze öğrendim seni sevmeyi

henüz yerleşik hayata geçmemişti insanlar
henüz tatmamıştı mülkün tadını
ilk tat alan bendim o çağlarda
gözbebeklerin özel mülkiyet alanımdı
mayhoşumsu bir tattı bu
koca bir iltihaptı Kızılderili adam hala açken sahibiyeti tatmak
çiçek hastalığı gibi yara bereydi insanlığın sözleri
o zamanlar.

Francisco Pizarro tüfeklerini Amerika’ya çıkardı
İnkalar’da yalnızca mızrak vardı
ve boncuklu silah
bir Ebabil pisledi yakasını Pizarro’nun
kumarbaz bir Ebabil
fillere kaybetmişti ayağındaki taşları
kızdı Pizarro
ve sıktı
ruhu nefese karıştı
o gün icat edildi kan
Ortadoğu’da Balkanlar’da ve beynimde.

dört nala beygirler koşuyordu beynimde
nal sesleri kırdı ses duvarını
çoban yıldızı ve sen;
ve bering boğazı hala buzulken
tanıştım bu Kızılderili’yle
barış çubuğunun etkisi olsa gerek
çimento döktü alyuvarlarıma
sen hala özgürlük nağmeleri arasında beni seviyordun
bense boncuklu tabancalar arasında
gözlerinde;
kurşuna diziliyordum.

S.K.Ü.v.O.V.Ş

Sevdiğim kadını en güzel Orhan Veli anlattı bana
Üstüne kelam edemem
ama bir ağaç daha güzel anlattı geçenlerde
dört yüz bilmem kaç senedir
tutunuyor toprağa
topraktan duman tüteli
toprak bitki vereli nöbet bekliyor aylaklar caddesinde
görsen bu koca gövde nasıl tutulur birine
böyle tutunur.
gözbebeklerin ne zaman çiçek açsa tutunur durur
biraz daha ve biraz daha
ne zaman filiz verse
rüyalarıma girer sevdiğim kadın
ne zaman bir gök cismine dokunsa yaprakları
ayaklarına serilir bulutlar
bense bir avare olur çıkarım;
o manzaraya karşı
sarhoşlarım.
meyilim de vardır aslında
bahane arar dururum
gözbebeğinin çiçeğini damıtsam ve rakı yapsam
aheste bir yaprak olurum
nüfuz ederim kılcaldamarlarına
salıncak kurar sallanırım ciğerlerinde
-ne zaman bir temiz hava çeksem içime sebebi olur çıkarsın-
zaten şu koca ağaç ne zaman filiz verse
kabus görürüm
filizlerine sevdalanacaksın diye

E. E. Ü.G. Ş.

Kar yağıyor, belki inanmazsınız
Öyle yağıyor ki bembeyaz, çatılarda ki kuşlar bile yok
Şu Allahın işine bak
Bir pencere koruyor beni
Birde çenene yasladığın ellerin
Biraz daha yağsa
Kardanadamlar bile donacak
İnanmazsınız belki;
Gökyüzü bile beyaz
Birde çenene yasladığın ellerin

1. Cep

“Koşarken ceplerinde taşırdı yüreğini,” dedi
Öyle sallanırdı ki cepleri
Tir tir titrerdim
Bir cep boyu derinlikteki yolda
Hürlüğe koşardık ellerinle
Bir cep boyu karanlıkta;
“Aynı kadınla birlikte olabiliriz,” dedi
Yoksa hangi kadın yüreğine katar böyle saçlarını
Dünya ve buzulların orta yerinde
Hangi kadın bağırır bu denli özgürlüğün nağmelerini
Hangi kadın eritir saçlarıyla koca çölleri
Ve bir cep boyu karanlığı
“Yok,” dedi o kadın olamaz
Ki o kadın ceplerinde taşırdı bir parça ümit
Öyle bonkördü ki elleri
bir keresinde gözlerime değmişti
Ve öyle özgürdü ki;
Değer değmez gözlerime, bir avare oldum çıktım
Puslandı tekrar, henüz uslanmayan eller
Öylesine, bir cep boyu,
koştu durdu,
-zaten ne zaman koşsa tir tir titrerdim ceplerinde, bonkör elleri ne zaman ağlasa, bir cep boyu üzülür kalırdım-

Karabatak bile değilmiş bu gördüğüm rüya
Bu göl, bu bataklık, bu çukur.
Bir kaz sürüsüymüş sadece
Şu V şeklinde birbirlerinin yaralarını saran
Sahi bu karanlığa rağmen bu gölde
Nasıl da dostça bir davranış bu
Uçuyorlar
………ellerime
……………aydınlık
………Sandığım
Güvercinler
Pencereme konana kadar yaralanmıyor
Zaten kim konsa pencereme yaraladım senin namına
Kim dokunsa gümüşten pervazıma
Biraz daha yaraladım
-senle ben, sahi uçabilir miydik V şeklinde hiçbir yaraya sahip olmadan-
Uçalım
…….ellerime
……………doğru
…….aydınlık
Saçlarına

fâilâtün-fâilâtün-fâilün

Susma gönlüm yâr için yansın dilin
Kavrulurken aşk için güçsüz tenin
Od düşer kalp dergahından ruh ile
Ay söner şol gözlerinden leyl ile
Gözlerimden ab-ı efsun damlasın
Saçlarından doğdu günler ağlasın
Yâr durur karşında ey gönlüm uyan
Sözlerinden korkma sen hiç durma yan

Kaçarak

kaçmak, gitmek
hür olmak, zincirleyip,
kaçıp, yürümek,
kırmak, zincirlenip,
susmak, daralmak,
daralıp, genişlemek,
genişleyip, incelmek,
hür olmak, birleşip,
kaçıp, zincirleyerek,
sonsuzlaşıp, durulmak,
olmak, kaçmak buralardan
yok olmak, ölümlenip,
dirilerek, susmak,
içmek, ölümsüzleşip,
susmak, hür olmak,
zincirlenip